AKP'nin en büyük tahribatı: Çevre

Devletin işleyişi çöküyor. Hukuk yerle bir. Temel hak ve özgürlükler askıda. Ekonomik kriz her gün biraz daha derinleşiyor. Yine de AKP'nin çevreye verdiği tahribat, tam bir katliam

Okunma Sayısı: 372    |    Yazı Tarihi: 06.06.2021

5 Haziran, Dünya Çevre Günü... Dün... "Şahsım" acele patlatıyor demeci, kaçmaz çünkü:

"Dünya genelinde kirlenen denizler, kuruyan su kaynakları, azalan orman varlığı, verimsizleşen topraklar hepimiz için tehdit oluşturmaktadır."

Ciddi mi?.. Bunu Tayyip Erdoğan mı söylüyor?.. İnanmıyorum!..

Devam ediyor:

"Bu nedenle yaşanabilir bir dünya için tabiata, çevreye ve hayata bakışımızın düzeltilmesi gerekir."

Nutuk atmaktan kolay ne var?.. At gitsin!..

AKP döneminde, kendi attığı imzalarla çevre en ağır tahribata uğrayan alanların başında geliyor.

"Orman Yasasını 17 kez değiştiriyor, o değişiklikle milyonlarca ağaç kesiliyor. Yol yapacağım., köprü yapacağım diye, sadece Marmara ve Batı Karadeniz'de on üç milyon ağaç kesiliyor".

Kamu İhale Yasası 190 kez değişiyor, ihalenin kime, nasıl verileceğini nokta atışıyla belirlemek üzere.

Orman Yasası 17 kez değişiyor, kesilecek ağaçların hesabını kimseye vermemek amacıyla...

Neden değişiyor?..

"Maden ocakları açmak" için.

"HES'lerle ormanları parçalamak, vadileri yok etmek" için.

Köylünün haberi yok

Orta Anadolu'da, Ege'nin köylerinde, köylüler bir sabah uyanıyor ki, tarlalarına ağır iş makinaları girmiş, tarlaları yok ediyor, ağaçları kesiyor.

Oysa, mahkemeden karar almışlar, iş makinası giremez!..

Kim dinler!.. Jandarma eşliğinde buldozerler tarlalardan silindir gibi  geçiyor, köylerde çocuklar, kadınlar buldozerlerin, jandarmaların silahlarının önüne geçiyor, tarlalarını korumak için.

Kadınlar kendilerini ağaca bağlıyor, ağacın kesilmesini önlemek amacıyla...

Çocuklar silah dipçiklerinden korkmadan...

Her yerde talan

Kazdağları'nda siyanür... Beş bin yıllık ormanları kurutuyorlar...

Ege'de sekiz bin yıllık zeytinlikleri kesiyorlar...

Cerrattepe... Avrupa'nın doğal ve en yaşlı ormanlarının bulunduğu yer. Özel hayvan türleri, endemik bitki, kuşların göç yolu. Rize, Artvin, Gümüşhane'nin oksijen deposu, yemyeşil vadiler, şırıl şırıl akan sular, alabalıklar...

Bu doğal zenginliklere ek olarak, Cerrattepe'de altın, bakır, gümüş ve çinko var. Malum şirketlerden biri iş makinalarıyla Cerrattepe'ye giriyor, maden ocağı açmak amacıyla...

"Cerrattepe'yi korumak için son yılların en büyük çevre direnişlerinden biri de, orada yaşanıyor, dipçiklere, coplara, silahlara insanlar sadece ve sadece vücutlarını siper ediyor".

Türkiye'nin pek çok akarsuyuna HES'ler yapıyor, şu anda sayısı galiba iki yüzü geçiyor.

"İki yüz HES, iki yüz çevre katliamı" anlamında.

İkizdere ayrı bir direniş...

Şavşat'ı unutmuyorum

Artvin'e giderken, "Şavşat Yaylası, Vadisi..."

Yıllar önce o yoldan geçerken gözlerimi kapatıyorum, açtığımda, sanki "İsviçre ormanlarında, Kanada vadilerinde gibiyim".

Tertemiz hava, önümde uzanan yemyeşil vadi, çam ormanları, pek çok ağaç türü, derin vadilerin yardığı akarsular, eğil ve iç o suyu, öyle temiz.

Bir kaç yıl sonra yeniden Şavşat'tan geçerken...

"Ne?.. Tam facia!.. Ne olmuş o vadiye?.. HES perişan etmiş o ormanları, o yeşillikler çamura bulanmış, o pırıl pırıl akarsuyun rengi değişmiş".

Çevre, doğa rezil edilmiş!..

Bacalara filtre

Termik santrallar...

Sözüm ona, "bacalarına filtre" takılacak, termik santrallar ancak öyle çalışacak... O santralları işleten firmalara filtre takmaları için iki yıl süre tanınıyor.

Gidin Afşin Elbistan Santralını görün. CHP bir kaç kez uyarıyor, filtresiz bacalardan zehir çıkıyor. Santral çalışıyor.

Salda Gölü

Türkiye'nin en derin, en temiz gölü. Suyu cilt hastalıklarını tedavisinde yarar sağlıyor. Dünyanın sayılı göllerinden. Kumu uzay bilimcileri tarafından inceleniyor. Gölde sazan, ot balığı, yuva kurbağası, yosun balığı yaşıyor.

"Salda Gölü..." Çeşitli akarsuların döküldüğü Salda Gölü dünya mirası arasında. Hele de, kumunun özelliği ile...

Bunlar oraya "Millet Bahçesi" yapıyor!..

"Dünya miras listesindeki kumun rengi değişiyor!.."

Her "Millet Bahçesi" ayrı bir çevre katliamı.

Avrupa'nın çöplüğü

Nehirler kuruyor... Göller kuruyor... Lüfer, torik, alabalık, hamsi yok oluyor.

O yokluklara bir bolluk (!) getiriyorlar.

"Avrupa'nın atıkları, çöpleri Türkiye'ye geliyor. Yılda tonlarca plastik çöp Türkiye'ye yığılıyor,

Türkiye Avrupa'nın çöplüğüne dönüşüyor".

Avrupa dışında, Çin'den ve Hindistan'dan da gelen çöpler, atıklar Türkiye'de.

Marmara ve Kanal İstanbul

Son olarak, Marmara Denizi'nin hali ortada, olağanüstü kirli, deniz salyası Marmara'yı öldürüyor.

Bunlar iktidara geldiğinde, İstanbul'un dört bir yanında insanlar denize girerken, bugün üç tarafı denizle çevrili İstanbul'da denize girecek tek bir kıyı kalmıyor.

Ve bütün bunların üstüne "Kanal İstanbul" inadı!..

İstanbul'u, Marmara'yı, Trakyayı iyice öldürecek bir ısrar!..

Ne "öncü rol" ama

Tayyip Erdoğan dünya çevre günü nedeniyle açıklamasında:

"Çevreye duyarlı anlayışla hareket edilmesi önemlidir. Aksi takdirde, çevre felaketi, kirlilik, salgın hastalıklar, kıtlık, yoksulluk gibi küresel sorunların çözümü mümkün olmayacaktır".

Türkiye'de çevreyi korumak uğruna ölümler de ekleniyor. Çevresini korumak isterken, insanlar ölüyor.

İnsanlar ölürken...

Bir Hollanda büyüklüğünde tarımsal toprak kaybederken...

Milyonlarca ağaç kesilirken...

Üç, beş yandaş firma biraz daha para kazansın diye, yemyeşil vadilerin ortasında maden ocakları açılması, HES'ler yapılması için izin verilirken...

Erdoğan dün:

"Türkiye olarak doğayı koruyan, çevre kirliliğini önleyen ve çevre bilinci kazandıran çalışmalarda öncü rol üstleniyoruz".

Yine gerçekle en küçük ilgisi olmayan sıradan bir nutuk.

En büyük tahribat

AKP iktidarının Türkiye'ye verdiği zarar saymakla bitmiyor.

Devletin işleyişi çöküyor...

Hukuk yerle bir...

Yargı iktidarın emrinde...

Temel hak ve özgürlükler askıda...

Hak, hukuk, adalet arayanlar hüsrana uğruyor...

Ekonomik kriz her gün biraz daha derinleşiyor...

Her gün yeni bir skandal...

Yolsuzluk iddialarının arkası kesilmiyor...

Yine de...

"AKP'nin çevreye verdiği tahribat, tam bir katliam. Hukuk, yargı, devletin işleyişi, bunlar gittikten sonra belli bir sürede yeniden rayına oturabilir.

Ama çevre?..

O ormanlar, o göller, o akarsular, o bitkiler, o vadiler kaç yüz yılda yerine gelebilir ki!.."


YALÇIN DOĞAN İsimli Yazarın Diğer Yazıları