Nedir bu başımıza gelenler?

Okunma Sayısı: 1241    |    Yazı Tarihi: 07.05.2021


Felaket 14 ay önce başladı; ne olduğunu ve ne kadar korkunç olduğunu anlayana kadar bir de baktık ki en sevdiklerimiz, yakınlarımız ölmüş, hastalanmış, ömründen ömür gitmiş; işsiz kalmışız, zaten yoksulduk, iyice yoksullaşmışız, dükkân kapanmış, işyeri iflas etmiş, borçlar büyümüş, satılacak mal elde kalmış ya da aşı olamamışız ama fabrikada, inşaatta, markette çalışmak zorundayız, her an korka korka işe gidip geliyoruz dolu metrobüsle! Evet, her birimizin başında başka bir felaket. Geçtim, 19 yılın 18 yılında yaşadıklarımızı. Şu son bir yılı önümüze koyup bakalım. Felaket döneminde bile hâlâ tek dertleri vatandaş değil, iktidar! 14 ay geçti, hâlâ kafası kesik tavuğun kendini oradan oraya atması gibi, halkın ihtiyaçlarına yanıt olmaktan uzak, günübirlik kararlarla şaşırtıyorlar. Tepkiler yükselince güya düzeltiyor, fazla ses çıkmazsa oluruna bırakıyorlar! Böyle devlet yönetilir mi? 


Bulaşı yaydılar

Şu 14 ayda yaşadıklarımıza bakın: Dünyayı sarsacak bir pandemi olduğunun farkına bile varamadılar, halkı bilinçlendirmediler, örnek olacak davranışlarda bulunmadılar! Halkın ritüelleri var, alıştığını yapmak istiyor, bunları yasaklamak yetmez nedenini anlatacak, ikna edeceksin. Hasta olanı, koronadan ölenin yakınlarını ziyarete gittiler. Kapanmaya, sosyal yaşamdan çekilmeye razı etmek için örnek olacaksın, tam tersini yaptılar: Çok lazımmış gibi Ayasofya’yı camiye çevirdiler; 81 ilden otobüslerle yandaş getirip toplu namazlarla şov yaptılar. Sen işyerlerine kilit vurdurmuşsun, maske dağıtmayı bile becerememişsin, Ayasofya şovu bir ay bile kurtarmadı! Ardından “lebaleb kongreler” geldi. Halk düğününü, barolar kongrelerini yapamazken AKP ve MHP tıkış tıkış dolu salonlarda kongrelerini yaptı, Anadolu’ya konfeti gibi virüs saçtılar, ondan sonra harita kıpkırmızı oldu, salgın patladı! 


Belediye nefreti

Bu gibi durumlarda sahada en etkin olması gereken kurum belediyelerdir. Ama büyükşehirleri kaptırdığı Millet İttifakı belediyelerini hazmedememişler ki tek dertleri hizmetlerini engellemek, başarılı olmasınlar diye çırpınmak. Yenikapı’daki miting alanında hazırlanan sahra hastanesini kapatıp onun yerine boş duran Atatürk Havalimanı’nın milyonlara mal olmuş pistinin tam ortasına hastane inşa ettiler. Halkın belediyeye yaptığı maddi yardımlara el koydular! İstanbul’u kaptırdıkları İmamoğlu’na nefret ve kıskançlık yetmedi bitmedi, artık sitcom gibi, eli arkasında bahçede dolaştı diye soruşturma açıyorlar. Ne oldu? Alay konusu oldular. Böyle yapa yapa İmamoğlu’na sempatiyi artırdıklarını da anlamadılar hâlâ. Onun İstanbul’da belediye başkanı olarak kalması lazım ama zorla cumhurbaşkanı yapacaklar!


Aşı yetmedi!

Aşı konusu başka bir felaket. Geldi geliyor, gelemedi derken çalışan gençleri bir türlü aşılayamadılar: İşçi, memur, öğretmen, polis kapanma döneminde bile aşı olamadan çalışıyor; yaşlısı, emeklisi, ev kadını, aşılanmış, evde oturuyor, site bahçesinde yürüyüş yapması bile yasak! Şov yapmak için mezrada yalnız yaşayan amcayı aşıladılar, dağda tek başına ineğini otlatan teyzeye sokağa çıktı diye ceza yazdılar! Destan olur yaptıkları: Dükkânını kapadıkları esnafı, çalışmasına imkân kalmayan müzisyeni desteksiz bırakırken beşli inşaat çetesinin müşteri garantili ama kimsenin geçmediği otoyollarına, köprülerine dolarla para ödenmeye devam ediliyor. Kahveci Hüsnü Bey, intiharın eşiğinde ama Cengiz, Rize’ye ısmarlama havalimanı yapacak diye ormanı talan ediyor. AKP kendisine yüzde 80 oy vermiş İkizdere köylüsüne bile acımıyor, jandarma kalkanıyla ittiriyor! 


Emperyalist işgali

Ya şu yarı kapanma ve kendimizi emperyalist işgali altında hissettiren turiste açık duruma ne dersiniz? Bizden daha kötü durumda olan bir tek Hindistan var; virüsün Hint varyantı çok tehlikeli. İmkânı olan Hindistan’dan kaçıyor. Ama ne en çok Hintlinin yaşadığı İngiltere ne Avrupa ülkeleri alıyor oradan gelenleri; hoop Türkiye’ye geliyor, burada özgür dolaşıyor ve yaşadığı ülkeye Türkiye’den gelmiş gibi dönüyorlar. Türkler evde “kapalı”yken İngiliz turist, sömürgeci atalarını hatırlayıp polise sözlü tacizde bulunacak kadar küstahlaşabiliyor. Koronadan ölenlerin sayıları “normal ölüm” raporuyla saklanırken (doktorlar en az üçle çarpın diyorlar) kapanma bahanesiyle alkollü içecek satışının yasaklanması, fazla gürültü koparınca marketlerde satılan ampulden tarağa bir dizi daha yasak geliyor! Pazarlar kapanınca köylü domatesini biberini ormana döküyor, siz marketten 7-8 liraya alıyorsunuz! Bu kadar beceriksizliğin oylarına yansıması kaçınılmazdı, anketler düşüşü gösteriyor ama nasıl bir hoşgörü ki hâlâ dibe vurmadılar. 19 yılda yandaş olarak beslediklerinden öyle bir kemik kitle yaratmışlar ki hâlâ destekçileri var. Yolsuzluklar, usulsüzlükler, beceriksizlikler ortadayken, hâlâ yüzleri kızarmıyor! Bizim felaketimiz, sadece can alan salgın değil, işte bu iktidar! Umut var mı? Var, var! Sağ kalan görecek, sıkın dişinizi! 


YAZGÜLÜ ALDOĞAN İsimli Yazarın Diğer Yazıları