CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, FOX TV’DE “ÇALAR SAAT” PROGRAMINA KATILDI

Okunma Sayısı: 6025    |    Haber Tarihi: 28.11.2020

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Fox TV'de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat programının canlı yayın konuğu oldu.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Evet efendim burası Ankara, burası CHP Genel Merkezi ve ülkenin Ana Muhalefet Partisi Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu sabah İsmail Küçükkaya’yla Demokrasi Meydanının konuğu, biz de kendilerinin konuğu olduk. Efendim günaydın.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Günaydın, nasılsınız iyi misiniz?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok teşekkür ediyorum Sayın Genel Başkan. Siz nasılsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet güzel, hoş geldiniz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok teşekkür ediyoruz. Manzaraya bakar mısınız efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel, çok güzel.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani Ankara’da olunca insan çok böyle heyecanlanıyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, evet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sayın Genel Başkan, çok soru birikti, sosyal medyadan da o kadar çok soru geliyor k,i biraz böyle tık tık tık gitmek istiyorum. Sizden almak istediğim o kadar çok soru var ki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepsinin cevabını kısa kısa vermeye çalışacağım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Harika, çok manşet çıksın istiyorum bugün, çünkü çok merak ettiğim hususlar var. Bir, koronayla mücadele kapsamında Türk Tabipleri Birliğinin ve uzmanların yaptığı uyarılar vardı nicedir. Hükümetin, sağlık bakanlığının yapmış olduğu açıklamalar vardı. Fakat iki gün içerisinde tablo değişti. Dün siz de Türk Tabipleri Birliği Başkanını kabul ettiniz, onlarla konuştunuz. Az evvel ben Sözcü Gazetesinden ve başka manşetlerden de aktardım sizlerin yaptığınız yorumları. Efendim Türkiye’de günlük vaka sayısının 28 – 29 binler olduğu açıklanmaya başlandı. Şu koronayla mücadeleyi bir özetler misiniz bize, nerede doğru yapıyoruz, nerede eksik yapıyoruz ve öneriniz nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Samimi söylemek gerekir. Başlangıçta koronayla mücadele konusunda önemli adımlar attılar. Örneğin işyerlerinin kapanması vs. falan, sokağa çıkma yasaklarının uygulanması, vaka sayılarının azlığı, ölüm sayılarının azlığı, bütün bunların hepsi alınan önlemlere bağlıydı. Ama bu önlemleri alırken başka önlemleri de gerekiyordu ekonomik ve sosyal açıdan. Bu önlemleri almadılar. Yani işverene dediler ki, ya da esnafa dediler ki, manava dediler ki, kasaba dediler ki, dükkanı kapatacaksın, olur kapattılar. Kahveciye dediler dükkanı kapatacaksın, olur kapattı. Biz buna hiç itiraz etmedik. Ama dükkanı kapatıyorsan bunun bir kirası var, kirasını ödeyeceksin, sosyal devletsin, oradaki kişi işsizse onun aylığını ödeyeceksin. Yani bu adamın sonunda çoluk çocuğu var; eve gidecek, ekmek götürecek, bir şey alacak. Yani nasıl geçinecek bu? Çünkü bunlar günlük gelir elde eden ve elde ettikleri günlük gelirle geçimini sağlayan insanlar. Esnafın özelliği bu. Öyle büyük sermaye birikimi falan yok. Bu önlemler alınmadı. Alınmadığı içinde uzun süre bu insanları aç ve açıkta bırakamazlardı. Sonra her şeyi serbest bıraktılar, önlem alıyoruz dediler önlem almadılar. Baştan yaptıkları bir hata vardı, o hata da şuydu, bir sağlık komisyonu var malum Sağlık Bakanlığına bağlı, o komisyonun bir sözcü seçmesi gerekirdi ve bütün Bilim Kurulunun ve o komisyonun bütün açıklamalarını sözcünün yapması gerekirdi, siyasetçinin değil. Onların neler önerdiğini bilmiyoruz, onların önermelerine karşın siyasi iktidarın nasıl karar aldığını biliyoruz. Onlar yanlış yapıyorsunuz diyorlardı, hayır biz yanlış yapmıyoruz doğruyu yapıyoruz, siz sesinizi çıkarmayın biz bildiğimizi okuyacağız. Bugünkü tablonun ortaya çıkış nedeni bu. Mitingler yapıldı, toplantılar yapıldı, sokağa çıkma konusunda sınırlamalar getiriyoruz dendi getirilmedi. Yani işin Türkçesi İsmail Bey, belki bir cümleyle anlatmak gerekiyor yani; 5 maskeyi dağıtmaktan aciz olan bir siyasi iktidarın, korona sürecini yönetme şansı zaten yoktu. Bilim Kurulunun önerilerini dikkate almayan bir siyasi iktidarın bu felaketi önleme şansı zaten yoktu. Baştan bunu bilmemiz gerekiyordu. Ama biz sorumlu muhalefet olarak; hani hep şunu yanlış yaptın, bunu yanlış yaptın demedik yani hep şunu şunu da yap dedik, şunu yaparsan iyi olur, şunu yaparsan iyi olur diye hep uyarıda bulunduk. Çünkü hani böyle bir felaket var, bu felaketten acaba…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Memleket meselesi diye gördünüz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Memleket meselesi yani gerçekten öyle gördük. O dönem Türk Tabipleri Birliği uyardı. Türk Tabipleri Birliği nedir?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Meslek örgütü.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Meslek örgütü yani doktorlardan oluşuyor bu, Türkiye’nin her tarafından doktorlar bilgi veriyorlar. O bilgiyi aldı yanlış yapıyorsunuz, kamuoyuna doğru bilgi vermiyorsunuz dediler, bu açıklama üzerine Türk Tabipleri Birliğinin ne PKK’lılığı kaldı, ne diğerleri kaldı, bütün suçlamalar yapıldı, yönetimi suçlandı, herkes suçlandı. Kim haklı çıktı? Türk Tabipleri Birliği…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz dün Türk Tabipleri Birliği Başkanıyla görüştünüz ya efendim, ne diyor size, mesela ortaya çıkan manzara konusunda ne diyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hala verilerin eksik söylendiği ifade ediliyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu 28 bin, 29 bin de mi doğru değilmiş?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O bile doğru değil, o bile eksik.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Enteresan. Şimdi efendim biz sosyal medyada da etkileşim içinde olan bir kanal ve bir programız, İsmail Küçükkaya’yla Demokrasi Meydanı. Akademisyen ve yazar Fatih Yaşlı şöyle bir tweet attı dün, diyor ki, “CHP’li belediyeler en baştan itibaren kendi il ve ilçelerindeki ölüm sayılarını açıklamış olsalardı biz bu rakamları çok daha önceden öğrenmiş olurduk.” Buna nasıl yaklaşıyorsunuz, bu yoruma?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, CHP’li belediyeler biz o ölüm oranlarını aldık, sayılarını aldık, bir önceki yıl aynı dönemde hayatını kaybedenlerle bu sürede hayatını kaybedenler arasındaki ölümleri aldık. Fakat elimizde şöyle bir veri yoktu. Yani Covid’den kaç kişi öldü, diğer hastalıklardan kaç kişi öldü. Bu konuda yine bakanlık ölüm raporlarına doğruyu yazmıyordu. Doğruyu yazmadığı için bizim açıklama yapmamızı ben doğru bulmadım. Yani bu açıklamayı kim yapar? Bu işle ilgili olanlar yapar. Kim onlar? İşte Türk Tabipleri Birliği yapar, Hemşireler Birliği yapar, sağlık çalışanları yapar, sağlıkla ilgili dernekler var, onlar yaparlar ve onların hepsi de zaten yapıyordu. Ve bizim elimizde bu veriler vardı, bu verileri biz Sağlık Bakanına da bir şekliyle aktarmaya özen gösterdik ve Sağlık Bakanlığına da şunu söyledik: Devlet dediğiniz kurum yalan söylemez, yalan söylememeli, hani verileri açıklamayabilirsiniz, dersiniz ki ben Türkiye’de verileri açıklamıyorum ama veri açıklamaya başlıyorsanız doğruları söylemek zorundasınız.

Fakat İstanbul’da şöyle bir olay oldu. Ekrem Bey olayın büyüklüğünü görünce, bu kadar da olmaz, önlem alın dedi. Çünkü İstanbul’u yönetiyor. İstanbul’u yönettiğine göre İstanbul’da yaşayan her kişinin can ve mal güvenliğinden de bir anlamda kendisini sorumlu hissediyor. Yani bu insanlar bu ülkede yani bu ilde huzur içinde yaşasınlar. Ama rakamlar çok büyük, önlem alınmıyor, alınmak istenmiyor ve dolayısıyla böyle bir tabloyla karşı karşıya kaldık.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki efendim bugün ikinci gündem maddesi dün akşamüstü ortaya çıktı. Ben ilk kuşakta Türkiye Gazetesini de okudum. Türkiye Gazetesi hani hükümete de yakın,  destek veren de bir grup, İhlas Grubu, onlar daha böyle işte yabancı sermaye geliyor, Türkiye şahlanıyor şeklinde olumlu bir bakış açısıyla görmüşler. Bu kuşakta da size Cumhuriyet’ten okumak istiyorum, bu konudaki yorumunuzu merak ediyorum. Çünkü siz Tank Palet Fabrikasını Türkiye’nin gündemine getirdiniz. Hatta Sayın Erdoğan size çok sert tepkiler gösterdi, Tank Palet Fabrikası Katarlılara satıldı diye. Şimdi fakat yeni bir perde açılıyor…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Katarlılara satılmadı. Çünkü satılsa karşılığında para alınırdı. Hiçbir para alınmadı. 5 kuruş, Türk lirasıyla ifade edeyim 5 kuruş para alınmadı, yine Amerikan dolarıyla söyleyelim 5 Cent para alınmadı, 1 dolar bile para alınmadı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani bedava mı verdik Katarlılara biz onu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Ben sana bedava veriyorum, buraya yatırım yap. Ama hiç yatırım yapılmadı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi bu güncel bir konu efendim dün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir misafiri vardı, Katar Emiri gelmişti ve bir dizi ziyaret yaptılar, bir dizi görüşmeler ve imzalar atıldı. Cumhuriyet de Türkiye Gazetesinin aksine “Katar Katar Satış” diyor. “Tank Palet ve Kanal İstanbul arazilerinin ardından Borsa İstanbul’un yüzde 10’u da Katarlılara satıldı” diyor. Ne oluyor efendim, buna nasıl bakıyorsunuz siz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, Merkez Bankasının bütün birikimlerini sıfırladınız. Hükümet arzu ettiği vergiyi toplayamıyor, geliri toplayamıyor, satacaklarını sattı, şimdi elde avuçta ne varsa satıp gününü gün etmeye çalışıyor. Borsanın yüzde 10’unu Katarlılara satıyor. Kaça sattılar?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bilmiyoruz ki.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye bilmiyoruz?

İsmail KÜÇÜKKAYA- İşte bugün Avukat Aslı Kazan onu soruyor, diyor ki; satılıyorsa da bilelim diyor kaça satıldı, nasıl satıldı, ne oldu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tank Palet sözleşmesini biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Kaça satıldı? Ben söylüyorum, sıfır. Hiç para alınmadı. Yatırım yapacaklardı ne kadar yatırım yaptılar, hangi yatırımı yaptılar? Hiç kimse bilmiyor. Tank yapılacaktı tank yapıldı mı, elde bir tank var mı? Hiçbir şey yok. Daha bunun benzerini bir olayı daha yaşadık, Ekim ayı içinde yaşadık. Futbol kulüpleri, biliyorsunuz maçların naklen yayın gelirleri 500 milyon dolar, Katar firması dedi ki; “ben 500 milyon doları ödemiyorum, dolar yükseldi, Türk lirası eridi, ödemiyorum.” Sözleşme var, hukuken ödemesi lazım. Katar firması da herhalde küçük bir firma değil 500 milyon dolar taahhüt ettiğine göre. 90 milyon dolara indirdiler, dolar kurunu sabitlediler yani Türk lirasına çevirdiler 5.80 üzerinden, “tamam ben bunu kabul ediyorum” dedi. Allah aşkına söyler misiniz; kasabın borcunu indirdiler mi, kahvecinin borcunu indirdiler mi, kira parasını ödediler mi? Ne oluyor bu Katar aşkı? Bir kalemde 90 milyon dolar, bir kalemde indiriyorsun 90 milyon dolar. Bari 9 lira indir ya da emeklinin aylığına 90 lira zam yap. Onu yapıyorsan bunu da yap o zaman. Her şey satılıyor. Yarın öbür gün şu olursa, sarayın yarısını sattık Katarlılara derse kimse şaşırmasın kimse. Türkiye Varlık Fonu işte, niye kurdular o Türkiye Varlık Fonunu? Kime neyi nasıl satarız, nasıl pazarlarız bunun arayışı içindeler.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dün Futbol Federasyon Başkanı Nihat Özdemir bir açıklama yaptı efendim, “bu sene Süperlig kupa finalinin de Katar’da oynanmasını istiyoruz” dedi. Şimdi şöyle düşünenler de olabilir mi, ya da böyle de düşünmek mümkün mü diye sormak istiyorum. Şimdi tabi Türkiye’nin paraya ihtiyacı var. Hani işte bu paranın işte Amerika paranın dili, dini, imanı olmaz ya; işte Amerikalısı da öyle, Alman’ı da öyle, Katar’dan gelsin desek olmaz mı? Mesela Katar gelsin Türkiye’ye.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye borsanızı satıyorsunuz? Katar gelsin borsadan hisse senedi alsın, yatırım yapsın. Niye ben satıyorum yani, hangi gerekçeyle satıyorum ben? Bir de bunlar milliyetçi geçiniyorlar. Memleketin satılmadık yerini bırakmadınız, ne milliyetçiliği Allah aşkına! Nereden çıkarıyorlar bunlar milliyetçiliği? Her şeyi sattılar, ülkeyi pazara döndürdüler, yabancı sermayenin pazarı haline getirdiler. Her şeyi satıyorsunuz. Satılmadık fabrika kalmadı, satılmadık arazi kalmadı, satılmadık banka kalmadı, satılmadık sigorta şirketi kalmadı, satılmadık saraylar kalmadı, satılmadık boğazda yerler kalmadı. Nereye kadar gidecek bu? Kimin malını satıyorsunuz siz, kimin malını? 83 milyon kişinin malını satıyorsunuz, sattığınız malı kaça sattığınızı söylemiyorsunuz. Merkez Bankasının şu anda eksi 54 milyar dolar rezervi var. Parası yok yani. Borcu var para yok orada. 128 milyar doları sattılar dolar yükselmesin diye, yani Türk lirası karşısında dolar yükselmesin diye.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ali Babacan’ın yaktılar dediği, öyle mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ali Babacan öyle diyor, “doları bir yerde sabitlemek için 100 milyar dolardan fazla parayı yaktılar” diyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 128 milyar dolar. Kime satıldı bu para; siz aldınız mı, manav aldı mı, kasap aldı mı, kahveci aldı mı, büfeci aldı mı? Kim aldı 128 milyar doları? 128 milyar doları sattınız da kime sattınız, çıkıp millete anlatıyor musunuz? Anlatmıyorsunuz. Şimdi AK Partiye oy veren kardeşime ben seslenmek istemez miyim; kardeşim ben senin vatanseverliğinden kuşku duymuyorum, peki memleketi bu hale getirene hala oy verecek misin sen kardeşim? Senin çocuğun da işsiz, bakkalsan içinde bulunduğun duruma bak, kasapsan içinde bulunduğun duruma bak, kahveciysen içinde bulunduğun duruma bak. Milyarları satılıyor, milyarlar veriliyor, dolarlar bunlar veriliyor, ne için? Efendim işte Türk lirasını acaba tutar mıyız diye. Tutmadın sonra faizi yükselttin ne oldu, ne oldu kim zarar gördü?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dolarda yeniden 8 lira.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim tutamazsınız. Bu işin temelinde yatan İsmail Bey güvendir güven. Siyasi iktidar kimseye güven vermiyor, bırakın Türkiye’yi…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama efendim Berat Albayrak mesela, hani siz hep eleştirdiniz, istifa etti gitti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Değişen bir şey olmadı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Niye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim Berat Albayrak bakmayın o işin başında olduğu için. Talimatı veren Erdoğan’dı. Asıl sorumlu o değil mi, tek adam rejimi değil mi şimdi? Tek adam rejimi. Şimdi bazen söylenir efendim devlette liyakat kalmadı. Tek adam rejiminde zaten devlette liyakat olmaz. Çünkü her şeyi tek adam bilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Niye tek adam diyorsunuz sürekli, yani Türkiye tek adam rejiminde mi şu anda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle, bir kişi yönetiyor. Bakın İsmail Bey, koronayla açtık değil mi? Şimdi korona konusunda açıklama yapılırken normalde bu açıklamayı kimin yapması lazım liyakatin, ehliyetin olduğu bir ülkede? Bu işi bilen bir akademisyenin, bir profesörün ya da bu işe yıllarını vermiş, emek harcamış kişinin yapması lazım. Sağlık Bakanı açıklama yapıyor gayet güzel o da hekim. Ama cümleye şöyle başlarsa, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla…” Sayın Cumhurbaşkanının talimatını yapıyorsan o zaman ben bunu hiç düşünmüyorum, Bilim Kurulunun hiçbir önemi yok, bir kişinin önemi var, o bana söyledi ve ben de onun söylediklerini kamuoyuyla paylaşıyorum demek. Bu tek adam rejimidir. Hazine Maliye Bakanı böyle başlarsa, Ulaştırma Bakanı böyle başlarsa “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla…” Ki böyle gitmiş, cümleye böyle başlayacaksınız, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla…”

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mecbur mu hissediyorlar acaba efendim onlar?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mecbur hissediyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi bazen hakikaten tuhaf oluyor. Şimdi bir konuşma yapıyor; üç kere, dört kere teşekkür ediyor. Ben mesela bir kere teşekkür ettin de mecbur mu hissediyorlar acaba, ne oluyor onu anlamıyorum. O mekanizma nedir?

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, bunlar bizim bildiğimiz eski bakanlar değil. Devlette müsteşarlığı kaldırdılar, bunlar müsteşar pozisyonunda. Yani siyasi otoriteden talimat alıp onun gereğini yapan kişiler. Bunlara usulen bakan diyoruz. Ama bunlar bakan değil. Çünkü bunlar halkın oylarıyla gelen kişiler değil. Atamayla gelen kişiler. Dolayısıyla bizim bildiğimiz devlet memurları statüsünde bir anlamda çalışan fakat özel yetkilerle donatılmış olan kişiler.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Eski müsteşarlar gibi. Bakanlık müsteşarı filan var öyle mi diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen bakanlık müsteşarı gibi öyle. Şimdi eskiden neydi, bütçe parlamentoya sunulurken ne yapılırdı? Maliye Bakanı çıkar bütün medyayı çağırırdı bütçeyi anlatırdı, şöyledir, şöyledir, biz şu kadar yatırım yapacağız eğitime, sağlığa, ulaştırmaya, yola, köprüye anlatırdı ve bütün Türkiye’nin gündemine otururdu ve bütçede neler geliyor diye. Var mı şimdi böyle bir şey? Yok. Niye yok? Çünkü bir kişi talimat verirse olur, talimat vermezse olmaz. Katar’la anlaşmayı kim imzalıyor, kimin gözetiminde imzalanıyor? Sonuçta bir Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu satıyorsunuz değil mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kimin imzalaması lazım onu? Çünkü efendim sistemin adı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ya.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Özelleştirme İdaresi yok mu? Var herhalde benim bildiğim öyle bir idare var hala da duruyor yerinde. İsmail Bey, Türkiye gerçek anlamda yönetilmiyor Türkiye savuruluyor gerçekten. Bunu bakın büyük bir samimiyetle söylüyorum Türkiye yönetilmiyor, Türkiye’de bir yönetim boşluğu var. Her alanda bir yönetim boşluğu var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi hükümet tabi herhalde görüyor bizim gördüğümüz gibi tabloları da ve bir değişikliğe gitti. Yani kolay bir şey değildir, bakın Berat Albayrak hakikaten istifa etti ve o süreçte neler yaşandığını çok iyi bilmiyoruz ama kulis bilgilerini paylaşacak değiliz burada. Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan işte bir reform ifadesini kullanmaya başladı. Adalet Bakanı dedi ki, “hukuk reformu”, Arınç kendi başını yaktı ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Reform olsun da, doğru karar verin de isterse kıyamet kopsun” dedi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- “Yeter ki adalet olsun” dedi. “Adalet olduktan sonra isterse kıyamet kopsun” dedi. Cumhurbaşkanı dün ben İstanbul stüdyosunda onu aktardım, 138. maddesine anayasanın atıfta bulundu dedi ki, yargı makamlarına hiç kimseden talimat almayacaksınız, kimseden laf dinlemeyeceksiniz, telkin almayacaksınız, aracı kabul etmeyeceksiniz dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hukukun üstünlüğü ve vicdanınıza göre karar vereceksiniz dedi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu nasıl yorumlayacağız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben bu talimatı vermiyorum, siz ana muhalefetten de talimat almayacaksınız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Siz mi veriyorsunuz efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim nerede? Bir sefer yargıya talimat vermek bizim işimiz değil, siyasetçinin işi değil. Yargı demokrasilerde üçüncü güçtür. Yasama, yargı, yürütme. Bunların en önemlilerinden birisi yargıdır. Yargıya talimatı kim veriyor? Yargıya talimatı siyasi otorite veriyor ve onun tepesindeki kişi veriyor. Yani Erdoğan veriyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunu bilerek mi söylüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilerek söylüyorum. Örnek vereyim size; Trump, papazı ne yaptı? “Bırakmazsan bunu, başına gelenleri düşün” dedi. Erdoğan ne söyledi? “Bu can bu tende kaldıkça, yargı bağımsızdır, asla onu sana vermem” dedi. Trump’ın ikinci tweetten sonra ne oldu? Papazı serbest bıraktılar. Türkiye kökenli bir Alman gazeteci vardı, uzun süre hapisteydi, telefon geldi, baskılar geldi, Merkel’den geldi; bir gecede iddianamesi yazıldı, ertesi gün mahkemeye çıkarıldı, tahliye edildi, tahliye edilip hapishaneden çıkarken eline bir başka mahkemenin tutuklama kararı verildi, havaalanına götürüldü, uçağa bindirildi ve Almanya’ya götürüldü.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Deniz Yücel.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Deniz Yücel’di evet. Bu talimatla olmasa nasıl olur? Şimdi bu talimatı kim verir? Ben mi verdim?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Mesela Demirtaş davası, mesela Ayhan Bilgen meselesi, mesela Osman Kavala. Bülent Arınç da ben dedi ceza avukatıyım 30 yıllık dedi okudum iddianameleri dedi onları burada tekrar etmeyeceğim ama onlarda mı talimatla oluyor mesela?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Şimdi bakın, düşünün hapisteyim güzel, çıkıyorum hakimin önüne beraat ediyorum. Aynı davada, aynı iddianamede değiştiriliyor tekrar ben mahkum ediliyorum tekrar hapse atılıyorum. Ben beraat ettim ondan. Nasıl oluyor, kim talimatı veriyor, kimler talimatı veriyor? Adaletsizlikse bu ülkede adaletsizliğin şahı var. Kanun ne diyor? Tutuklama esas değildir, esas olan yani kişinin yargılanma sürecinde serbest kalması, tutuksuz yargılanma, esas olan budur.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tutuklama istisnadır, evrensel ilke bu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır bizim kanunda öyle söylüyor. Hani evrensel ilke olur da hani bizde aksi olur. Bizde de aksi yok tam tersine evrensel ilkeye uygun. Siz 3,5 yıl iddianamesiz bir adamı içerde tutuyorsunuz. Bu adaletsizlik midir, değil midir? Bakın, onlar hapisten çıkarlar, bize oy vermezler, onların kendi partileri var ama haksızlık karşısında susan dilsiz şeytansa biz şeytan değiliz, onlar şeytan.

Haksızlık karşısında susuyorlar, tam tersine haksızlığın sürmesini istiyorlar. Şimdi buna ben itiraz etmezsem, ben kendi vicdanımda bunu tartmazsam, bu yanlıştır, bu haksızlıktır, bu insani değildir demezsem, o zaman ben kendi insanlığımı reddetmiş olurum. Siz Osman Kavala’yı da, Demirtaş’ı da, diğerlerini de… Pek çok kişi var, aynı şekilde haksız yere içerde yatan, haksız yere. Nedir yani Allah aşkına?

Bakın başka bir örnek vereyim. İçerde yatmayanı örnek vereyim. Kanun hükmünde kararnameyle üniversitedeki hocayı attınız, tamam. Gitti mahkemeye başvurdu, yargılandı, mahkeme dedi ki hayır ya seninle ilgili hiçbir şey yok. Beraat etti. Beraat ettim ama aylardır, yıllardır görevime iade edilmiyorum; niçin, ben nasıl geçineceğim, çoluk çocuğum nasıl geçinecek? Beraat ettim niye beni atamıyorsunuz, neden görev vermiyorsunuz bana, neden kazandığım elimdeki ekmeği elimden alıyorsunuz? Yapılıyor mu? Yapılıyor. Talimatı kim veriyor? Talimatı siyasi otorite veriyor, gayet açık.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bundan emin misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Eminim efendim eminim. Tabi kalkıp da direk o hakime telefon açmıyorlar. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulundan birisine açıyorlar, saraydaki Erdoğan’ın avukatları var. Erdoğan’ın avukatları şunu yapıyor bakın, İstanbul adliyesinde bulunduğu bir yerde ortamda sigara içiyor, sigaranın külünü dökecek, kül tablası için savcıya diyor ki, “kül tablasını getirir misin buraya...” Bu kadar büyük bir çürüme var yargıda. Yargı diye bir şey yok şu anda. İçlerinde tabi düzgün, ahlaklı insanlar var tabi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim tabi Mehmet Yılmaz da bir açıklama yaptı geçen, YSK Başkanvekili. Tabi herkese de haksızlık yapmamak, çünkü cumhuriyetin savcıları, hakimleri değil mi aslında, tamamen haksızlık da yapmamak lazım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben herkese yapmıyorum. İçlerinde düzgün insanlar var, zaten onların sayesinde kısmen ayakta duruyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çünkü yine de yargı işliyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama Hakimler Savcılar Kurulunun şöyle bir broşürü de var, eğitim sırasında dağıttıkları, efendim diyor falan davalarda diyor tahliye kararı vermeden önce bize soracaksınız diyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kim kime soruyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kararı verecek hakim. Bir kişinin tahliye edilip edilmemesi konusunda önce Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna soracaksın, ondan sonra tahliye kararı vereceksin diyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Böyle bir yazı mı var?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yazı değil efendim, broşür var. Ben o broşürü de açıkladım. Böyle bir broşür var, dağıtılan bir broşür, hiç kimse de bunu inkar edemez, etmedi de zaten.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok çarpıcı ve hazin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Allah aşkına bana söyler misiniz, efendim anayasanın 138. maddesi varmış, ortada anayasa mı kaldı Allah aşkına! Yargı bağımsızdır diyor, hangi bağımsızlıktan söz ediyorsunuz siz? Yasama diyorsunuz, yani TBMM, TBMM’nin iradesi ipotek altında şu anda. Bana söyler misiniz, bir tane AK Partili milletvekili kalksın bir haksızlık konusunda çıksın konuşsun.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Arınç konuştu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ne oldu?

İsmail KÜÇÜKKAYA- YİK’ten istifa etti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Düşünün bir kişi çıkıp iradesini dahi -yani ahlaklı diyelim bir düşüncesi var paylaşırsınız veya paylaşmazsınız- bunu söylediği zaman kişiyi hain ilan ediyorsunuz. Ondan sonra da kalkıp bana, kamuoyuna “anayasanın 138.maddesi var, kimse emir talimat veremez, ey hakimler talimata uymayacaksınız…” Zindaşti’yi kim bıraktı Allah aşkına, kim bıraktı Zindaşti’yi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Rahmetli Burhan Kuzu’nun adı çok geçti oralarda ama.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dünyanın en önemli uyuşturucu kaçakçısı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben bugünlerde Timur Soykan’ın kitabını okuyorum, ‘Baronlar Savaş’ı, bitince anlatacağım inanılmaz olaylar var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Cumhurbaşkanlığından arıyorlar, kim arıyor? Kimi? Hakimi arıyorlar. Hakim söyledi bunu.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim bir reklam arasına gitmemiz gerekiyor. Ben dönüşte emeklilerle başlayacağım. Biraz böyle ekonomiyi konuşmak istiyorum. Memleketin bir numaralı meselesi ekonomi. Bir de bu kitaptan bahsedeceğim. ‘Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Ve Adil Bir Türkiye İçin Yürüyüş’ bu kitapla ilgili bir çift söz olacak. Bir de zatıâlinize bu kitabı hediye etmek istiyorum, armağan etmek istiyorum, bugünün anısına tarih attım, imza attım, ‘Fikri Hür Vicdanı Hür’ size bunu da takdim etmek istiyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir reklam arası için müsaadenizi istiyoruz. Dönüşte emeklilerle başlayacağız.

Efendim ilk tura ilişkin çok sorular gelmiş, çok yorumlar gelmiş. Nazan Moroğlu hocamız mesela insan hakları aktivisti, o da diyor ki, “yaşadığımız sorunların pek çoğunun kökeninde bu sistem var” diyor. “Bu sistem biraz tuhaf” diyor ve ona ilişkin görüşlerini yazmış.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dünyada örneği olmayan bir sistem. Bir kişiye göre belirlenmiş dünyada örneği olmayan bir sistem. Tarihte de örneği olmayan bir sistem.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Peki ne yapacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Değiştireceğiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güçlendirilmiş parlamenter sistemi getireceğiz. Parlamentoya itibarını iade edeceğiz. Gazi Meclisi gerçek anlamda Milli Kurtuluş Savaşı sırasındaki iradesine kavuşturacağız. Meclisin üzerinde bir kişinin ya da bir partinin gölgesini kaldıracağız. Milletvekillerini bir kişi değil, lider değil, milletvekillerini milletin kendisi seçecek. Parlamento yürütme organını denetleyecek ve parlamento istediği her bilgiyi yürütme organından yani hükümetten isteyecek. Şehir hastaneleri yaptın, çok güzel, kaça yaptın kardeşim, bana bilgi ver diyecek. Yolu köprüyü yaptın, kaça yaptın kardeşim, bana bilgi ver diyecek. Bak sen kalktım Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu sattın yabancılara, hangi gerekçeyle sattın bu yüzde 10’u ve kaça sattın, bu parayı ne yaptın? 128 milyar dolar para sattın Merkez Bankasından Türk lirasının değerini acaba korur muyum diye koruyamadın 128 milyar doları kimler aldı, bu vurgunu kimler yaptı ben bunu öğrenmek istiyorum diye soracak.

Dolayısıyla parlamento gerçek anlamda gücünü gösterecek. Yasaları eğer birisi uygulamazsa, bir milletvekili hakkında haksız uygulamalar olursa yasama organının başında olan kişi diyecek ki bir dakika ben TBMM’yi temsil ediyorum, parlamentonun iradesini temsil ediyorum, bir milletvekiline yapılan haksızlığı asla kabul etmem diyecek. Dolayısıyla bir kişinin talimatını değil milletin iradesini, milletin sesini dinleyecek. Biz bunları yapacağız. Muhalefet gerçek anlamda muhalefet yapacak. Gerçek anlamda iktidar partisi muhalefete hesap verecek. Bütün bunların hepsinin olması lazım. Biz bunların hepsini güçlendirilmiş parlamenter sistem olarak tanımlıyoruz. Bunu eskiye dönelim anlamında değil. Eskiden çok büyük haksızlıklar oldu, yanlışlar oldu, o dönemde parlamentonun iradesi ipotek altındaydı. Onların tümünü kaldıracağız; yepyeni, çağdaş, uygar bir güçlendirilmiş parlamenter sistemi getireceğiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi efendim bütün bunlar niye önemli biliyor musunuz? Ülkemizin işsizleri iş bulsun, gençler okulları bitirdiler iş bulsunlar. Emeklimiz mesela ömrünün en güzel baharında yaşıyor ve güzel yaşasınlar istiyoruz. Mesela Avrupalı bir emekli, Kanadalı, Amerikalı bir emekli, Japon emekli nasıl yaşıyorsa…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Dünyayı geziyor. Çalışırken dünyada merak ettiği yerlere gidemiyordu ama emekli olduktan sonra gidip gezebiliyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu konuda küçük bir haber hazırladık efendim. Ana Muhalefet Partisi liderine sormamız gerekiyor. Şimdi işsizlik var, hayat pahalılığı var, mesela öğretmenlere verilen sözler var efendim. Bakın öğretmenler gününü yeni geçirdik onların durumlarını gözler önüne serdik. Nasıl çözeceksiniz bize bir anlatır mısınız formülünüzü, vaadinizi? Ekonomiyi birazcık böyle konuşalım sizinle.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İsmail Bey, önce devleti saydam yapacağız. Şeffaf yapacaksınız, geliriniz nedir, gideriniz nedir, nereye ne kadar harcıyorsunuz bunun belirlenmesi lazım, topluma bilgi verilmesi lazım. Şimdi şu anda TBMM’nin bir üyesi, herhangi bir milletvekili bazı bilgileri istese de, yürütme organı yani hükümet vermiyor, önce bu saydamlığı sağlamak lazım.

İki; bir siyasi tercihtir, parayı kimin için harcayacaksınız? Tefeciler için mi harcayacaksınız parayı, emekli için, memur için, öğretmen için, esnaf için, üretici için, sanayici için yani üreten, çalışan, alın teri döken için mi harcayacaksınız buna karar vereceksiniz. Mevcut yapıda tefecilere hizmet ediyoruz 83 milyon kişi. 83 milyon kişi tefecilere hizmet ediyoruz. Sadece bakın bu yılın ilk 10 ayında tefecilere ödediğimiz para 119 milyar lira, sadece 10 ayda faiz olarak ödediğimiz para 119 milyar lira. Esnafa ne ödedik? 1 kuruş bile değil. Emekliye ne ödedik? 1 kuruş bile değil. Sanayiciye ne ödedik? 1 kuruş bile değil. Ama tefecilere 119 milyar lira ödüyorsunuz. Neden? Katar geldi işte futbol karşılaşmalarını ben yayınlamayacağım, sözleşmeyi tanımıyorum dedi, 90 milyon dolar indirdiler. Peki nasıl oluyor bu, kime hizmet ediyor siyasi iktidar?

Vatandaşın şunu önce bilmesi lazım, oy verdiğim siyasi iktidar bana mı hizmet ediyor, başkalarına mı hizmet ediyor? İşsizlik varken sorumlu kim? Sorumlu siyasi iktidardır işsizlik varsa. Bir ekonominin başarısı şuradan ölçülür, eğer o ülkede işsizlere yeni iş alanları yaratılıyorsa o ülkede ekonomi yönetimi başarılıdır. Bir ülkede yeni iş alanları yaratılmıyor ve işsizlik artıyorsa o ülkenin yönetimi başarısızdır. Bu tabloya böyle bakmak lazım. Başarısız mı? Başarısız. Emekliye ne verdik biz? Sokak sokak, meydan meydan, miting miting iki maaş ikramiye verilmeli dedik ve verildi. Öğretmene ne veriyorlar? Bakın, açlık sınırı kaç lira biliyor musunuz? 2 bin 516 lira. Asgari ücret ne kadar? 2 bin 324 lira, açlık sınırının altında. Milyonlarca kişi açlık sınırının altında aylık alıyor, öğretmenler de var bunların içinde, ücretli öğretmenler var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir de efendim polise, öğretmene, sağlık çalışanına, din diyanet işleri görevlilerine 3600 ek gösterge sözleri vardı üstelik.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tamam sözü verdin, çıktı seçim bildirgesinde bir de Erdoğan şunu söyledi, “bakın bu bölümü iyi dinleyin, bir vaadimiz var. Öğretmene, polise, din görevlisine, sağlık çalışanına 3600 ek gösterge vereceğiz” dedi, 2018’de. 2020, her dediğin kanun oluyor, kardeşim niye çıkarmıyorsun? Ben bunu söyledim. 3600 ek gösterge öğretmene verilmek zorunda. Bugün 100 bine yakın öğretmen 3600 ek göstergeyi bekliyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kaynak yok diyorlar ya efendim, para yok, verelim ama diyorlar.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tefeciye kaynak var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tefeci dediğiniz kim efendim tefeciler?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlete borç para verip oradan faiz geliri elde edenler içerden, dışarıdan.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Geçtiğimiz günlerde 2,5 milyar dolarlık bir borçlanma yapıldı faizini biliyor musunuz dolar faizini orada?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yüzde 6. Dolarla yüzde 6 faiz veriyorsunuz. Peki Yunanistan kaç liradan alıyor? Binde 9. Yunanistan, ne diyorduk? Battı diyorduk, Yunanistan mahvoldu diyorduk vs. falan filan. Yunanistan uluslararası piyasaya çıktığı zaman binde 9’la para alıyor, biz çıkıyoruz yüzde 5’le kimse vermiyor. Yüzde 6’yla yalvar yakar para alıyoruz dolarla. Kime veriyoruz bu parayı ve bu para nereye harcanıyor, bir de İsmail Bey o da var yani nereye harcanıyor? Yeni bir fabrika yapılsa derim ki borç aldılar da fabrika yaptılar. Çiftçiye verilse derim ki borç aldılar ama çiftçiye verdiler. Borç aldılar işte esnafın durumu iyi değildi kira parasıydı, esnafın, kahvecinin, pastacının yanında çalışanlar vardı onlara aylık ödenecek yani sosyal devletin gereği yapılacak. Onlar için borçlanıldı. Hayır onlar için borçlanılmadı. Hiçbir şey yapılmadı onlar için. Sadece onlar borçlandırıldı. Bankaya git para çek faiziyle beraber ödeyeceksin. Nasıl ödeyecek dükkan kapalı nasıl ödeyecek?

Efendim Türkiye Cumhuriyeti devleti çok güzel yönetilir, kaynakları var, Türkiye zengin bir ülke. Yeter ki kaynağı yerinde, zamanında kullanacaksınız. Eğer üretim yapan alana parayı ayırırsanız, üretim yani fabrika kurarsanız efendim özel sektör gitmiyor sen kur kardeşim fabrikayı, istihdam yarat orada. İsmail Bey yani koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti nasıl saman ithal eder, akıl var mantık var yani. Saman ithal ediyorsun, canlı hayvan ithal ediyorsun, et ithal ediyorsunuz, nohut ithal ediyorsunuz, mercimek ithal ediyorsunuz, ayçiçeği ithal ediyorsunuz. Ayıptır ya, bunlar yok mu? İsmail Bey Hollanda Konya’dan küçük bir devlet, yıllık tarım ürünü ihracatı ne kadar? 185 milyar dolar. Peki devasa Türkiye’nin ihracatı ne kadar? 18 milyar dolar. Bu bile Türkiye’nin ne kadar kötü yönetildiğini gösteriyor. Türkiye zengin, istihdam yaratabilir, her türlü imkanı var sadece ve sadece sistemin ve yönetimin değişmesi lazım. Onlar değiştiği andan itibaren her şeyi vardır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şu ,anda efendim tabi 3600 demişken sosyal medyada çok konuşulan kampanya yürütüyorlar EYT’liler. Siz tabi bir hesap uzmanısınız, oradan geliyorsunuz. Şimdi bu kaynak deyince EYT’lilerin kampanyası, verilmiş sözler, haklar, kazanılmış hak, sonradan oyunun kuralları değiştirilir mi, değiştirilmez mi? İktidara gelirseniz onu soruyor Murat Bey, EYT meselesini çözer misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepsini çözeceğiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasıl?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu ülkede bakın, vergiyi topladınız mı? Topladınız. Nereye yatırım yapmanız gerekiyor onu belirleyecek miyiz? Belirleyeceğiz. Kiminle? Uzmanıyla belirleyeceksiniz. İsmail Bey, Devlet Planlama Teşkilatı diye bir teşkilat var mı şimdi? Kapattılar. Bir ülke kendi geleceğini nasıl planlayacak? Bu işin uzmanlarıyla. EYT’lilerin sorunu, esnafın sorunu, çiftçinin sorunu bütün bunların tamamını çözmeniz mümkün. Bütün mesele şu, çağıracaksınız beraber masaya işin uzmanlarıyla beraber sorunu masaya yatıracaksınız, oturup konuşacaksınız, nasıl çözüleceğini anlatacaksınız ve birlikte mücadele edeceksiniz. Bunu rahmetli Ecevit nasıl yaptı? Bir kararnameyle Ekonomik ve Sosyal Konseyi kurdu. Esnaf gel kardeşim senin ne sorunun var arkadaş oturalım beraber, devletin kaynakları bu kadar, biz bu işi böyle çözelim. Sen de tamam, ben de tamam, mesele bitti. Bu yapılmıyor, istişare dediğimiz bir olay yapılmıyor yani. Bunların tamamı çözülür. Dediğim gibi para var. Siz faize bu kadar parayı niye verdiniz, bu memleketi nasıl borç batağına soktunuz? Bunun hesabını birisinin vermesi lazım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi hükümette de bir arayış var ya efendim, hani Adalet Bakanı söyledi, Cumhurbaşkanı söyledi, yarın da Odalar Birliğine gidiyorlar işte bu hukukta reform, iş dünyası ne bekliyor diye. Lütfü Elvan, yeni ekonomi patronu, Ekonomi ve Maliye Bakanı…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir şey olmaz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Niye?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği talepleri var değil mi söylemiş. Acaba o taleplerin ne kadarını karşılıyorlar? En son 2,5 milyar dolar borç aldılar. Nereye harcayacaklar parayı siz biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, üstelik milletvekili olduğum halde, yani bırakın partiyi martiyi normal bir milletvekili olduğum halde ben bilmiyorum o 2,5 milyar doları nereye harcayacaklar. Bakın, borç ödemek için borç alıyorsunuz. Borcun faizini ödemek için de borç alıyorsunuz. Türkiye tam bir ekonomik buhran içinde. Bu ekonomik buhrandan çıkışın tek yolu; demokratik, güçlü bir devleti inşa etmek, güçlendirilmiş parlamenter sistemi oluşturmak, kaynakların nerelere ne zaman ne kadar harcanacağını belirlemek ve bunu kamuoyuna açıklamak. Bunu yapacaksınız.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi geçtiğimiz hafta biz tabi kaygılandık ülkeyi seven insanlar, yurtseverler olarak. Partiniz önemli değil, sizin yerinizde AK Partili de olsa, MHP’li, HDP’li de olsa, aynı şeye muhatap olsa çok üzülürdüm, aynı şekilde kaygılanırdım. Şimdi ülkede organize suç örgütü liderliğinden cezaevinde yatmış bir isim ülkenin anayasal bir kurumu olan ana muhalefet partisi liderini tehdit etti, aleni bir şekilde tehdit etti ve bunu devam da ettirdi. Şimdi siz mesela Bahçeli nazik bir insan, kibar bir insan, geçmişte de görüşmüşlükleriniz filan var. Bugün Semih Yalçın Murat Çelik’e de söylemiş, bizim diyor hiç kimseyle böyle organize suç örgütleriyle filan ilgimiz, ilişkimiz filan olamaz diyor bugünkü köşesinde. Şimdi mesela siz duygusal yani bunu ne hissettiniz ve ne düşündünüz? Mesela şimdi ne hissediyorsunuz, kendinizi güvende hissediyor musunuz efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir mafya bozuntusunun tehdidi bana ulaştırıldığında sadece gülümsedim. Kim oluyor Allah aşkına? Peş paralık adam. Beni üzen nedir biliyor musunuz? O beş paralık adamın MİT’in arkasına sığınması ve bunun da Devlet Bahçeli tarafından dile getirilmesi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne demek o efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- “Efendim Ermeni terörünü o önledi.”

İsmail KÜÇÜKKAYA- ASALA’ya karşı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, yani akıl var mantık var, devasa bir MİT’i getirip de bir suç örgütüyle yan yana nasıl koyarsınız? Siz devlet adamı mısınız Allah aşkına? Sizin bir siyasi sorumluluğunuz yok mu Allah aşkına?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Güvenlik önlemlerinizi artırdınız mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır, normal her zamanki gibi işimize yani partiye, diğer illere, ilçelere gidiyoruz yani. Ne olacak yani? Biz İsmail Bey, bizi belki diğer partilerle karıştırıyorlar, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ama efendim bakın, siz şahsınız onu geçin ama siz ana muhalefet partisi liderisiniz, Çubuk’ta siz linçe uğruyordunuz, dehşet verici görüntüler…

Kemal KILIÇDAROĞLU- O da organize bir olaydı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sonra PKK tarafından saldırıya uğradınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, o da organize bir olaydı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hepsi organize mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani doğrudan doğruya ben hedef alınıyorum. Neden? Çünkü ben konuşuyorum ve gerçekleri anlatıyorum, gerçeklere tahammül edemiyorlar. En ağır suçlamalar bize yapıldı gene. En ağır suçlamalar yapıldı. Müyesser Yıldız niye yattı hapiste? Devlet sırrını açıklamaktan dolayı. Devlet sırrını açıkladı o zaman…

İsmail KÜÇÜKKAYA- Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu defalarca girdi çıktı. FETÖ zamanında da girdiler, sonradan da girdiler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bahçeli de devlet sırrını açıkladı eğer MİT’le mafya bozuntusu arasında bir ilişki olmuşsa. Devlet sırrı değil midir Allah aşkına? Devleti bu kadar perişan hale, devleti bu kadar aciz hale getirmek kimin hakkıdır Allah aşkına? Devletimi seviyorum, devletimi bütün çıkarların üstünde tutarım. Bu tamam ama nasıl oluyor böyle bir şey.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Semih Yalçın bugün Murat Çelik’e verdiği demeçte Çakıcı’yla Bahçeli arasında özel bir hukuki dostluk olduğunu söylüyor. Olabilir insanlar arasında ilişkiler. Ki Bahçeli kendisini işte ülkücü şehidimizin kardeşi diye de tanımlıyor, işte vatanperver ülküdaşım diye de tanımlıyor. Onları da söyleyeyim. Semih Yalçın bizim MHP olarak hiçbir organize suç örgütüyle ilgimiz olmaz ve hiçbir zaman da olmadı, olmayacak diyor. Onu da not olarak söyleyeyim. Dün parlamentoda Süleyman Soylu konuştu, İçişleri Bakanlığının bütçesi konuşulurken ilk kuşakta bir haberini vermiştim belediye başkanlarıyla ilgili de sorulara muhatap oldu. Özellikle İmamoğlu’na geçtiğimiz haftalarda Akşener bizim programımızda bir duyuru yapmıştı biliyorsunuz ilk defa kamuoyu bizden öğrenmişti Akşener vasıtasıyla. Ne demişti? İmamoğlu’na soruşturma açıldı. Kılıçdaroğlu’na İmamoğlu ve diğer belediyelerle bir soru soracağım ama önce sizleri parlamentoya götürüyorum.

Soylu’nun sözleri böyle. Şimdi efendim bir taraftan İmamoğlu’na soruşturma açıldı Kanal İstanbul konusunda. Bir taraftan bütün özellikle sizin belediye başkanlarınız böyle yardım toplamak istiyorlar, bir takım engelleme iddiaları var, bizi engelliyorlar diyorlar. Ki, Soylu buna ilişkin bir takım açıklamalarda bulundu izleyenlerimiz de bunu takip ettiler. Bir taraftan da dün UKOME’de İstanbul’da taksi projesi vardı onu da engellediler. Şu belediye başkanları nasıl gidiyor, iktidarla belediye başkanları arasındaki ilişkileri bir sormak istiyorum. Öncelikle nasıl gidiyor sizin belediyeler efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Önce şunu ifade edeyim, bütün belediye başkanlarımız gerçekten tarih yazıyorlar pandemi döneminde, ondan önce ve ondan sonra da olağanüstü çaba harcıyorlar. Çok ciddi tasarruflar yaptılar, çok ciddi yatırımlar yaptılar, çok ciddi hizmetler götürdüler, götürmeye de devam ediyorlar. Eğer pandemi sürecinde CHP’li belediyeler olmasaydı durum çok daha kötü olurdu. Yani iktidar mensupları otursunlar kalksınlar dua etsinler, iyi ki bu büyük kentlerde CHP’li belediyeler var.

Tehdide gelince, soruşturmaya gelelim isterseniz. Ne için soruşturma açıldı? Kanal İstanbul’a karşı olduğu için. İmamoğlu nerenin Büyükşehir Belediye Başkanı? İstanbul’un. Kanal İstanbul’un İstanbul için bir felaket olduğunu biliyor mu? Biliyor. Sadece kendisi mi söylüyor? Hayır. Bu işin uzmanları söylüyor mu? Evet, bu işin uzmanları söylüyor. Deprem uzmanları söylüyor mu? Evet, deprem uzmanları da söylüyor. Çevre uzmanları? Çevre uzmanları da söylüyor. Kent uzmanları? Kent uzmanları da söylüyor. Bu bir felakettir diyorlar. Buna karşı çıkmayıp ne yapacak? Şimdi siz soruşturma açıyorsunuz neden buna kalktın ilan verdin, “Ya Kanal ya İstanbul.”

İsmail KÜÇÜKKAYA- Soylu diyor ki, talimatı ben verdim çünkü diyor kamu kaynaklarını kullanıyor. Yoksa diyor kendi şahsiyeti…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Belediye Başkanı.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kullanabilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette kullanabilir. Kendi şahsı için Kanal İstanbul’un etrafında İmamoğlu’nun arsası mı var? Yok öyle bir şey. Belediye Başkanı olarak İstanbul’un çıkarlarını korumak zorundadır. Nokta. Soruşturma açıyorlar. Açmazsanız namertsiniz. Ne olacak yani? Belediye Başkanı arkadaşlara söyledim, boğazınızdan aşağıya haram lokma inmiyorsa o kentin çıkarları için ne gerekiyorsa tamamını yapın, her şeyi yapın. Yeter ki orada yaşayan insanların sağlığı, ulaşımı, hangi alan olursa olsun o kentte herkes huzur içinde yaşasın. Onu istiyorlar. Yani şimdi Sayın İmamoğlu kalktı dedi ki, siz açıklıyorsunuz şu kadar ölü var ama Türkiye genelinde hayatını kaybeden, sadece İstanbul’da şu kadar kişiyi defnettik bunun neresi, sizin verdiğiniz rakamlar tutmuyor ve İstanbul için önlem alın. İstanbul için önlem alın derken kendi çıkarı için mi söylüyor bunu? Hayır İstanbul’da yaşayanlar için söylüyor bunu. İstanbul’da yaşayanların ölmemesi için söylüyor, önlem alın diyor, aşıyı yapın diyor. Yoğun bakımlarda felaket bir tablo var. Bütün bunların hepsini dillendiriyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim İmamoğlu bizim programımızda açıkladı dedi ki, İsmail Bey dedi o Kanal İstanbul’un etrafındaki arazilerin yüzde 75’i dedi özel sektöre geçmiş dedi. Yani özel kişilerin elindeymiş artık, el değiştirmiş o araziler.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim herkes biliyor zaten bunu. Bu bir rant projesi yani. Bunun İstanbul’la falan ilgisi yok yani bu bir rant projesi. Dolayısıyla Belediye Başkanlarımız gerçekten de çok güzel çalışıyorlar. Bizde takip ediyoruz Genel Merkez olarak da.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Menemen Belediye Başkanı CHP’den seçildi, rüşvet aldı ve şimdi cezaevinde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Olay bize Menemen halkı tarafından duyuruldu, duyurulduktan sonra ben oraya derhal üç milletvekili arkadaşımı görevlendirdim, üç milletvekili arkadaşım gitti halkla görüştü. Bu iddialarda bulunan kişilerle görüşüldü, ille görüşüldü bizim İzmir İl Başkanımızla ve rapor geldi. Raporun gereğini süratle yaptık ve partiden gönderdik.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yani hapisten önce siz almış mıydınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet evet. Bakın, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Ya oturacaksın hizmet edeceksin, öyle cebini dolduracağım, köşeyi döneceğim, şunu yapacağım, yolsuzluk yapacağım, bu bizim kitabımızda yoktur. Herkes oturacak, Belediye Başkanlarımız ki hepsiyle de gurur duyuyorum, herkes oturacak belde halkına hizmet edecek.

Bakın, Türkiye’de ilkleri gerçekleştiriyoruz aslında. Bütün ihaleleri canlı yayınlıyoruz. Rahatsız oluyorlar niye canlı yayınlıyoruz diye. Kardeşim ihaleye kim giriyor, kim ne kadar kırım yaptı, kimde kaldı herkes bilsin ne olacak ayıp mı bu?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi biz tabi sosyal medya etkileşimi ya bakın sizde bu ülkenin ana muhalefetisiniz, iktidarda bizi izliyor bilsinler. Katar’ı konuşuyor herkes bakın. Halkımız şuanda Katar muazzam bir şey var. Yani iktidarda buna bir baksın. Sadece gazeteciler değil halk böyle konuşuyor ama Armağan Çağlayan mutsuzum diyor, detayını söylemeyim ama diyor sadece Katar’a bu borsanın yüzde 10’u satıldı diye mutsuzum diyor sosyal medyada paylaşım yaptı. Cüneyt Özdemir, Katar Türkiye Cumhuriyetine ortak olmuş gibi bir hava esiyor. Borsa, futbol ligi vs. Türkiye’yi parası var diye Katar’a mı satıyoruz topyekün.

Şimdi bakın, bu önemli bir husus. Dolayısıyla da belki de şunu talep etmemiz gerekiyor. Mesela tamam gelsin, para gelsin de bir şeffaflık değil mi aslında efendim bu mesela dün borsanın yüzde 10’u satıldı da biraz bilgi…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Borsa İstanbul’u niye satıyorsunuz?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Belki paraya ihtiyacımız var.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Belki değil, denize düşen yılana sarılır diye güzel bir atasözümüz var değil mi İsmail Bey. Denize düştüler bunlar. Kim olsa sarılıyorlar. Para verin, ne istiyorsanız. Ben konuşurken ne dedim? Sarayın yarısını bile Katarlılara verirlerse, tamamını bile verirlerse şaşmayın. İktidarda kalmak için satmayacakları hiçbir şey yoktur. Bir daha söyleyeyim, iktidarda kalmak için, iktidarlarını sürdürmek için bu ülkede satmayacakları hiçbir şey yoktur. Satıyorlar da. Allah aşkına bakın, cumhuriyetin bütün fabrikalarını sattılar. Ne yaptınız parayı? Cumhuriyet tarihinde en büyük borçlanmayı yaptılar. Ne yaptınız Allah aşkına? Bir Türk Telekom’u mu kurdunuz, böyle bir şirket mi yaptı, bir Karakaya mı yaptınız, bir Keban Barajı mı yaptınız, ne yaptınız bu paraları, nereye gitti bu paralar? Bugün vatandaş bu iktidara güvenmiyor. Türk lirasını milli para olmaktan çıkardılar. Nasıl diyeceksiniz. Efendim şu anda bankalarda, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bankalarındaki tasarruf mevduatının yüzde 56’sı dolar. Vatandaş diyor ki, Türk lirasına güvenmiyorum diyor. Bir de bunlar milliyetçi geçiniyorlar. Ya arkadaş, sana bu ülkenin vatandaşı güvenmiyor bir sefer. Tasarrufu yapan kişi güvenmiyor. Peki bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Bizi suçluyorlar değil mi, CHP’yi. Niçin? Doğruları söylüyoruz diye rahatsız oluyorlar. Kim getirdi bu hale, ben mi getirdim? Bu hale getirenler bu sistemi kuranlar ve o sistemin bekçiliğini yapanlar ve aynı zamanda mafya bozuntularına da destek isteyenler. Allah aşkına bu nedir? Türkiye Cumhuriyeti tarihi böyle bir tabloyla hiç karşılaşmadı. Bakın hiç karşılaşmadı. Bu ülke onurlu bir ülke, bu ülke Milli Kurtuluş Savaşını veren bir ülke. Bu ülkede alın teriyle çalışmak, kazanmak isteyen yüz milyonlar var, milyonlar var. Getirdiniz bu ülkeyi nerelere teslim ettiniz para için? Borç alıyorlar. Deprem oldu hala Denizli’de deprem evleri yapılmadı biliyor musunuz? Hala yapılmadı. Deprem dolayısıyla Bursa’da okulları yıktılar hala o okullar yapılmadı. Biz bunların hepsini biliyoruz.

Ama şu var İsmail Bey, şunu söyleyeyim, kimsenin umutsuzluğa kapılmaya hakkı yoktur. Bu ülkenin sorununu çözeriz bütün sorunlarını.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çıkış var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var var. Ne kadar süre? 5 yıl. Şimdi ben desem ki işsizlik sorununu hemen çözeriz. Hayır, doğruyu söylememiş olurum. EYT’linin sorununu hemen yarın sabah iktidar olduk çözeriz. Hayır. Bu ülkenin sorunlarını 5 yıllık bir zaman dilimi içinde bütün sorunlarını çözeriz, Türkiye’yi tekrar dünyada itibarlı hale getiririz, Türkiye’de demokrasi olur, Türkiye’de herkes her istediğini rahatlıkla dillendirebilir. Ben bütün vatandaşlarımdan oy istiyorum neden biliyor musunuz? Beni çok sevdikleri için değil. Ben hata yaptığım zaman çıkıp meydanda da, çıkıp televizyonda da Ey Kılıçdaroğlu sen şurada şurada şurada hata yaptın diye beni en sert şekilde eleştirme haklarını alsınlar diye, eleştirme hakları olsun diye. Demokrasi için.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim bu kitapta ne yazıyor? Şimdi ‘Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Ve Adil Bir Türkiye İçin Yürüyüş’ bunu siz bana armağan ettiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Genel Başkan olduğum tarihten bugüne belli alanlarda yaptığım, belli yerlerde yaptığım konuşmalardan bir özet.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Özellikle özgür ve adil bir Türkiye için yazıları.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Genel Başkan olduğumda ilk yaptığım konuşmayla son yaptığım konuşma arasındaki benzerliklerin tamamını bulacaklar. Üreten Türkiye’den söz etmişim, demokrasiden söz etmişim, insan haklarından söz etmişim, yatağa aç giren çocuklardan söz etmişim, kadına yönelik şiddetten söz etmişim. Yıllar içinde söz etmişim ama söz ettiğimde bu olaylar ben anlattıktan sonra hep gerçekleşmiş.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Efendim ben de işte bir gazeteci olarak sizi de uzun yıllardır tanıyorum. ‘Fikri Hür Vicdanı Hür’ isimli kitabı bugünün tarihini de imzamı da attım zatıalinize armağan etmek istedim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok teşekkür ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Çok teşekkür ediyorum Demokrasi Meydanına katkı verdiniz efendim.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun, teşekkür ederim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sevgili Çalar Saat ailesi, biz bugün Ankara’da 27 Kasım’da İsmail Küçükkaya’yla demokrasi meydanında Ankara’ya benimle birlikte Savaş Yıldız kardeşim geldi, Zafer Söken kardeşim geldi ve Ezgi Gözeger geldi. İstanbul’da İrfan kardeşim var İstanbul rejide ve bütün rejideki arkadaşlarıma. Buradaki bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İstanbul’da haberci olarak da Beyza Gözeyik kaldı. Dışarıdan bana yardımcı olan dün gündem çalışmasını yaptığımız Nihal Kemaloğlu da dahil bütün ekip arkadaşlarıma kanalım ve Çalar Saat adına çok teşekkür ediyorum. Pazartesi sabahı görüşene kadar esen kalın, sağlıkla kalın. 


Bu Kategorideki Diğer Haberler

Fahri Yıldırım:
Haber Tarihi: 24.05.2021
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Haber Tarihi: 08.03.2021
ŞEHİTLERİMİZE HÜZÜNLÜ VEDA
Haber Tarihi: 12.02.2021
20 KASIM DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ
Haber Tarihi: 20.11.2020
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR
Haber Tarihi: 12.08.2020
BİZ HAZIRIZ!
Haber Tarihi: 24.07.2020
NİCE MUTLU BAYRAMLAR
Haber Tarihi: 23.05.2020
SOMA MADEN FACİASININ 6. YILI
Haber Tarihi: 13.05.2020
YAŞASIN 1 MAYIS
Haber Tarihi: 01.05.2020
ŞİMDİ SAFLARI SIKLAŞTIRMA ZAMANI
Haber Tarihi: 09.04.2020
ÇANAKKALE ZAFERİNİN 105.YILI
Haber Tarihi: 18.03.2020
12. OLAĞAN KONGREYE DAVET
Haber Tarihi: 21.12.2019
DEMOKRASİ ŞÖLENİMİZ TAMAMLANDI
Haber Tarihi: 08.12.2019
ÇANKAYA'DA DEMOKRASİ ŞÖLENİ
Haber Tarihi: 28.11.2019
BİZ HAZIRIZ!
Haber Tarihi: 06.11.2019
ULUS İÇİN ORTAK AKIL TOPLANTISI
Haber Tarihi: 11.09.2019
CUMHURİYET HALK PARTİSİ 96 YAŞINDA
Haber Tarihi: 10.09.2019
36 örgütten AOÇ eylemine çağrı
Haber Tarihi: 04.09.2019
SAVAŞA DEĞİL EMEKÇİYE BÜTÇE
Haber Tarihi: 02.09.2019
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
Haber Tarihi: 30.08.2019